Dr. Oetker web sitesi üzerindeki ÇEREZLER (COOKIES) Hakkında

Bu web sitesi, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve sitenin etkin çalışmasını sağlamak amacıyla kullanmakta olduğunuz bilgisayar veya mobil cihazınıza çerezler yerleştirmektedir. Siteyi kullanmaya (tıklamak, sayfayı kaydırmak, çerez uyarısını kapatarak) devam ederek çerez kullanımına onay vermis olursunuz.

Çerezler hakkında daha fazla bilgi edinmek ve nasıl sileceğinizi öğrenmek için gizlilik politikamızı okuyabilirsiniz.

Diabetes mellitus

Diabetes mellitus (aynı zamanda kan şekeri olarak da bilinir), kanda aşırı şeker sebep olan metabolik bir hastalığı tanımlayan bir terimdir. Sık görülen bir hastalıkdır. Bugün artık şeker hastalığı ile yaşamak mümkündür. Tedavi ile daha yüksek bir yaşam kalitesi ve hastalıktan ötürü oluşabilecek hasarlardan korunma hedeflenmektedir.

Kan şekeri düzeyi

Diabet, Pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettilen insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumun da gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glikozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir. Eğer glukoz miktarı vücudun ihtiyacından fazla ise karaciğerde ve yağ dokusunda depolanır. Normal durumlarda yemek yedikten 2 saat sonra ölçülen kan şekeri düzeyinin 140 mg/dl üzerine çıkmaması gerekir. Üst sınır 140’dır. Eğer bu değeri aşan bir durum söz konusuysa diabetin varlığından söz edilebilir.

Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker  (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir. OGTT’de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.
 

 

Diyabet çeşitleri

Tip1 Diyabet; genellikle genç yaşlarda görülen, pankreasta insülin salgılayan hücrelerin harabiyeti sonucu mutlak insülin eksikliği ile ortaya çıkan diyabettir ve ömür boyu sürer. Tip1 diyabetli olan hastaların pankreasları insülin üretmediğinden tedavi şekli ömür boyu insülin kullanımıdır. Tip 1 diyabetin bağışıklık sistemininden kaynaklandığı düşünülmektedir. 

Tip2 Diyabet, diyabetin en sık görülen türüdür. Genellikle ileri yaşlarda görülen diyabet tipidir. Pankreastan insülin salgılanmaktadır. Ancak salgılanan insülin miktarı ya vücudun normal fonksiyonlarını yerine getirmek için gerekenden azdır ya da insülin çeşitli nedenlerden dolayı gereken etkiyi gösterememektedir. Kas ve doku hücreleri insüline dirençli hale gelmektedir. Uygun kilo kontrolü, uygun besinlerin alımı ve ilaç kullanımı ile tedavi sürdürülür. Genellikle genetiktir.
 

 

Diabetin belirtileri nelerdir?

Uzun süre hiç bir belirti olmayabiler fakat Tip 1 diyabetin ortaya çıkışı genelde ani olur. Aşırı su içme, sık idrara çıkma, yorgunluk, beklenmeyen kilo azalışı ve tekrarlayan enfeksiyonlar gibi belirtiler olabilir.Tip 2 diyabetin ortaya çıkışı daha yavaştır ve bu yüzden saptanması daha da zordur. Bazı tip 2 diyabetli kişilerde hiç bir erken belirti görülmez ve başlangıçtan bir kaç yıl sonra çeşitli diyabet komplikasyonlarının varlığıyla teşhis edilirler. Belirtilerden biri veya birkaçı var ise vakit geçirmeden bir sağlık kuruluşuna gitmek gerekir. Diyabetli olabileceklerini düşünen riskli kişiler, tanı için bir sağlık kurumuna danışmalıdır.

Bir Diyabetli ne yapmalı?

Mutlaka doktor kontrolünde, sürekli takipde olmalı. Beslenmesi için önerilen diyetine uymalı ve uygun egzersizleri yapması gerekir. Özellikle obez olan tip 2 diyabetli hastalar, kilo verirlerse insülin direncinde ciddi bir azalma olur ve kan şekerleri daha kolay kontrol edilir. Diğer testlerin kan, üre, kreatinin, kolesterol değerleri, HB A1c, idrar tahlili, göz muayenesi yapılması ve tedavinin düzenlenmesi gerekir. Şeker hastalığı organları (kalp, göz, böbrek, sinir sistemleri vs) etkiler.

Diyet için ipuçları

Diyabetliler kan şekerini hızla yükseltebilecek besinler yerine daha yavaş salınımlı olan gıdaları seçmelidirler. Bu nedenle lif bakımından zengin gıdalara erişmek gerekir. Buna örnek kepekli tahıllar, sebzeler, şeker oranı çok yüksek olmayan meyveler, baklagiller  verilebilir. Öğünler miktar olarak küçük ama sayı olarak çok olmalıdır. Böylece kan şekeri üzerinde güçlü dalgalanmaların önüne geçilebilir. Uzun aralarla yemek açlık hissini yoğunlaştırır ve bir öğünde daha çok miktarda yemek yemeye neden olur, bu şekilde bir beslenme kan şekerinin hızla yükselmesine ve hızla da düşüp kısa sürede acıkma ile sonuçlanmasına neden olur. Bu da vücuda fazladan alınan enerjinin yakılmadan depolanmasına ve obeziyete neden olur. Bunun sonucunda da ortaya bir kısır döngü çıkar.